set4
Terms
undefined, object
copy deck
- obtain
- elde etmek (= gain, attain)
- rehearse (rihörs)
- prova yapmak ***rehearsal:prova
- present
- (1) sunmak, tanıtmak (2) mevcut, var olan (= existing)
- neglect
- ihmal etmek (= ignore)
- put forth
- öne sürmek, ortaya atmak (= put forward, bring up)
- nervous
- gergin (sınav öncesi vb..) *** nervous attack:sinir krizi
- remove
- (1) (leke vb) çıkarmak, temizlemek (2) sökmek
- provoke
- kışkırtmak, tahrik etmek
- overlook
- (1) göz ardı etmek, görmezden gelmek (= ignore) (2) (bir evin denize bakması, bir ofisin otoparka bakması gibi) --- e bakmak
- overlap
- üstüste binmek
- mood
- ruh hali, moral ***in a bad mood:morali bozuk olmak
- push
- itmek X pull:çekmek
- patiently
- sabırla, sabırlı bir şekilde (= uncomplainingly)
- migrate
- göçmek
- manage
- (1) başarmak, üstesinden gelmek (2) yönetmek, idare etmek
- pedestrian
- yaya
- miraculously
- mucize eseri
- outcry
- feryat figan, çığlık
- misbehave
- terbiyesizlik yapmak, kötü davranışlar sergilemek
- property
- mal, mülk
- management
- yönetim idare
- mourning
- yas, keder (= lamentation) ***mournful:yaslı, yas tutan
- levy
- zorla toplama (haraç)
- plague (pleyg)
- (1) veba (2) öldürücü salgın hastalık (3) (bela vb) musallat olmak
- promote
- (1) terfi etmek, makamını yükseltmek (2) reklam yapmak
- process
- (bir malzemeyi) işlemek
- master
- (1) efendi, sahip (2) hakim olmak, bir şeyi detaylarıyla bilmek (= govern)
- purchase
- satın almak (= buy)
- minor
- (1) az (2) önemsiz, küçük *** minority= azınlık
- occur
- meydana gelmek
- particularly
- özellikle
- ordinary
- sıradan, alışılagelmiş (= commonplace, mundane, average)
- plain
- (1) düz, sade (2) ova, düzlük
- regularly
- düzenli bir şekilde *** on a regular basis:düzenli bir şekilde
- prior (to)
- --- den önce, --- den evvel
- mock at
- dalga geçmek, alay etmek (= tease, make fun of)
- rate
- oran, hız
- purchase (pö=çıs)
- (1) satın almak (2) satın alınan eşya
- merge
- birleşmek, bir araya gelmek ( iki şirketin birleşmesi vb)
- predictable
- tahmin edilebilir, sağı solu belli
- mature (maçu=)
- olgun
- occupy
- (1) (ülke/şehir vb) işgal etmek (2) bir mekanı doldurmak, yerleşmek
- pursue
- takip etmek (= follow, chase) ***in pursuit of:---nın peşinde
- reluctant (rilaktınt)
- isteksiz (= unwilling)
- listless
- yorgun, bitkin (= exhausted)
- publish
- (kitap, kaset vb) yayımlamak
- opposition
- karşıtlık, muhalefet,zıtlık
- peculiar
- tuhaf, acayip (= odd, weird, strange)
- relentless
- (1) merhametsiz (2) amansız, hummalı, aralıksız devam eden
- overtake
- (arabasıyla bir başka arabayı) sollamak
- queue
- sıra, kuyruk
- plead
- yalvarmak , rica etmek
- recognize
- (daha önce gördüğü birini veya bir şeyi gördüğünde) tanımak
- recommendation
- tavsiye, öneri
- multinational
- çok uluslu
- remain
- kalıntı
- murder
- (1) öldürmek, cinayet işlemek (= kill) (2) cinayet
- previously
- önceden, eskiden (= formerly)
- penalize
- ceza vermek, cezalandırmak (= punish)
- point
- (1) anlam, mana ***pointless:anlamsız (2) (zamanda/mekanda vb) nokta
- regard
- (1) saygı (= respect) (2) göz önünde bulundurmak
- remark
- (1) söylemek, belirtmek (2) düşünce, fikir
- register
- (1) sicil,kütük (2) kaydetmek
- passionately
- ihtirasla, tutkuyla
- loathe
- nefret etmek (= abhor, hate)
- meadow
- çayır, otlak, mera (= pasture)
- poem
- şiir ***poetry:şiir
- reject
- red etmek (= turn down)
- occasion
- (1) özel olay, önemli gün (2) durum, hal
- persuade
- ikna etmek
- magical (mecikıl)
- sihirli
- proofread
- bir metni inceleyip üzerindeki yanlışları düzeltmek
- municipality
- belediye
- litter
- çöp (= trash, garbage, rubbish)
- opportunity
- fırsat *** opportunist:fırsatçı
- modify
- değiştirmek (= change)
- obese
- şişman, obez
- overtake
- sollamak, bastırmak
- probability
- olasılık
- properly
- adam akıllı
- receive
- almak, kabul etmek
- racism
- ırkçılık, milliyetçilik (= nationalism)
- possession
- eşya, mal mülk
- Oddly enough!
- Ne tuhaftır ki ...!
- repeatedly
- defalarca, tekrar tekrar (= continually, constantly)
- offer
- (1) teklif, teklif etmek (2) (imkan, fırsat vb) sağlamak, sunmak
- purpose
- amaç, gaye
- manufacture
- fabrikada üretmek
- meet
- (1) (ihtiyaç, talep vb) karşılamak (2) tanışmak (3) (bir yolcuyu) karşılamak
- prevent
- engel olmak, mani olmak
- permission
- izin, müsaade
- regretful
- pişman, üzgün (= remorseful)
- race
- (1) ırk (2) yarış
- outing
- gezi, gezinti
- occasional
- ara sıra, nadiren (= infrequent)
- mischief
- yaramazlık, haşarılık (= misbehaviour)
- policy
- tutum, kural, prensip, ilke
- participate in
- katılmak, iştirak etmek (= take part in, join, attend)
- odour
- koku ***odourless:kokusuz X (aromatic:hoş kokulu)
- obey
- uymak, itaat etmek ( kurallara vb)
- peak
- doruk, zirve *** at peak:zirvede, dorukta
- raise
- (1) artırmak, yükseltmek, kaldırmak (su seviyesini, maaşları vb) (2) (hayvan/insan) yetiştirmek, büyütmek (3) (sorun, konu, fikir vb) ortaya atmak
- lovely
- sevecen, sevimli
- regional
- bölgesel
- narrowly
- kıl payı (= She narrowly escaped death yesterday.)
- relocate
- yerini değiştirmek, yerinden etmek (= displace)
- refugee
- mülteci
- occurrence
- vukuat, olay
- obsolete
- modası geçmiş, eskide kalmış
- predict
- tahminde bulunmak
- memory
- hafıza
- remote
- (1) uzak, ırak (2) ıssız, ücra ***remote control:uzaktan kumanda
- pavement
- kaldırım (= side-walk)
- movement
- (1) hareket (2) (edebiyatta vb) akım
- raid
- yasadışı işlere yapılan baskın (= seizure)
- pet
- ev hayvanı
- proportion
- oran ***in proportion to:---e oranla
- progress
- ilerlemek ***in progress:devam eden, ilerlemekte olan
- make a decision
- karar vermek
- reckless
- = dikkatsiz, pervasız (= irresponsible, thoughtless)
- mediate between
- arabuluculuk etmek, arasını bulmak
- relate
- (1) rivayet etmek, anlatmak, aktarmak (2) ilişkili/alakalı olmak
- odd
- (1) tuhaf (=strange, weird *(wiyırd) (2) odd numbers:tek sayılar (1,3,5 ..)
- pressure
- baskı, basınç ***under pressure:baskı altında
- perceive
- algılamak
- partially
- kısmen
- referee
- hakem (= arbitrator)
- officially
- resmen, resmi olarak
- meander
- (1) dolambaçlı yol (2) avare avare dolaşmak
- locate
- yerleştirmek
- rejection
- ret, kabul etmeme (= refusal)
- pessimism
- kötümserlik ***pessimist:kötümser ***optimist:iyimser
- pioneer
- öncü, yol açan, öncülük eden (= forerunner)
- loose
- gevşek, sıkıca bağlanmamış, gevşemiş X tight
- maintain
- korumak
- outlet
- (sadece bir çeşit ürün veya sadece bir firmanın ürününü satan) şube
- regrettable
- üzücü, üzüntü/keder/esef verici
- peace and quiet
- huzur ve sükunet
- refreshing
- canlandırıcı, serinletici (aperatif yiyecek, temiz hava vb)
- mix up
- aklını karıştırmak,karıştırmak
- offend
- (1) gücendirmek, kırmak (2) (hafif) suç işlemek
- possess
- sahip olmak, etkilemek
- manipulate
- elinde oynatmak
- move
- (1) hareket etmek, taşımak (2) (bir yerden bir başka yere) taşınmak
- postpone
- ertelemek (= put off)
- praise
- övmek (= glorify, compliment)
- masterpiece
- şaheser, baş yapıt
- recklessly
- dikkatsizce, pervasızca (= irresponsibly, thoughtlessly)
- misunderstanding
- yanlış anlaşılma (= misconception)
- literacy
- okur yazarlık
- observe
- gözlemlemek
- location
- mevki, yer
- memorial
- anıt
- participation
- iştirak, katılım ***participatory:katılımcı
- particular (pıtik=ulır)
- özel, önemli *** in particular:özellikle
- oppress
- zulmetmek (= persecute)
- regret
- (1) pişmanlık (2) üzüntü
- remembrance
- anma, hatırlama, yad etme (= commemoration)
- notice
- (1) ilan (2) fark etmek
- practically
- 1-hemen hemen 2-uygun olarak, pratik olarak
- promptly
- derhal, hemen
- persist
- ısrar etmek, sürüp gitmek
- measure (mejı=r)
- (1) ölçü, ölçmek (2) tedbir, önlem (= precaution)
- outdo
- birini geride bırakmak, sollamak, ekarte etmek (= surpass)
- release
- serbest bırakmak,salmak (= let out)
- preserve
- korumak, muhafaza etmek
- pledge (plec)
- ciddi bir söz vermek, ciddi bir vaat
- luggage (lagiç)
- bagaj
- originally
- ilk başta, ilk önceleri (= initially, at first)
- Likewise
- Buna benzer şekilde, Aynen bunun gibi (= Similarly)
- manner
- davranış, tutum (= attitude)
- obscure
- (1) silik (2) anlaşılmaz hale getirmek, karışık hale getirmek (= confuse)
- lessen
- azaltmak (= diminish)
- protection against
- koruma
- polio
- çocuk felci
- please
- (1) memnun etmek, tatmin etmek (= satisfy) (2) Lütfen!
- prompt
- çabuk, ivedi, acele, vakit geçirmeden (= punctual, immediate)
- precede
- - den önce gelmek
- relief
- rahatlama, ferahlama ***relief work:afet kurtarma ekibi
- persevering
- sebatkar, gayretli
- post
- (1) vazife, görev, iş (2) posta
- removal
- (1) (leke vb şeylerin) çıkarılması, sökülmesi (2) (evin vb) taşınması
- ornament
- (1) süs, süs eşyası (2) süslemek
- pose
- ortaya çıkarmak, poz vermek
- obligation
- zorunluluk, mecburiyet
- prison
- hapishane (= jail)
- neutrality (nötraliti)
- tarafsızlık (= impartiality)
- refund
- parayı iade etmek
- orphan
- yetim bırakmak
- passenger
- toplu taşıt yolcusu
- native to
- yöreye has/özgü
- placement
- yerleştirme
- prejudice
- ön yargı (= bias)
- objection
- itiraz
- outcrop
- yeryüzüne çıkmış katman
- massacre (messekı=r)
- soykırım, katliam (= genocide)
- mystery
- gizem, sır (= enigma)
- reminiscent of
- andıran, hatırlatan, anımsatan (= suggestive of)
- mainstream
- pek çok kişi tarafından kabul gören inanış veya düşünce
- march
- ilerleme, ilerleyiş, marşla yürümek