cueFlash

Glossary of 700 Club - A-C

Start Studying! Add Cards ↓

abla
older sister
Ablam çok akıllı ve güzel.
My older sister is very smart and beautiful.
acaba
I wonder.
Postane nerede acaba?
Could you please tell me where the post office is?
acayip
strange
Acayip bir şey!
That's very strange!
acı
pain
hunger
Aç mısınız?
Are you hungry?
Açım.
I'm hungry.
Allah
God
Allah allah!
My goodness! Oh my!
Allaha ısmarladık.
Goodbye. [Said by the person who is departing the place to the person who will remain at the place.]
almak
to take, to buy
Ne alırsınız?
What will you have [to eat/drink]?
alışveriş
shopping
alt
bottom
altına
under
altında
below, beneath
ama
but
amca
uncle
anlamak
to understand, to have knowledge of
anlatmak
to explain, to tell
anlaşmak
to come to an understanding/agreement with (someone)
anlaşma
agreement
anne
mother
babaanne
grandmother (father's side)
anneanne
grandmother (mother's side)
aptal
1. stupid, silly, ridiculous
2. a simpleton, a fool
Aptal bir şeydir.
That's a dumb-ass thing...
arkadaş
friend, companion
erkek arkadaş
boyfriend
kız arkadaş
girlfriend
Arkadaşının adı nedir?
What's your friend's name?
artık
now, at last, from now on, finally
Artık ilk bahar geldi.
Spring has come at last.
Bıktım artık.
I'm fed up now, I've stood this long enough.
Artık gidelim.
That's enough of that, let's drop it finally and go.
Artık bunu yapmaz.
He won't do this anymore.
asker
soldier
askeri
military
askerlik
the military profession
asla
never, by no means
Asla o adamdan hoşlanmadım!
I never liked that man!
aslan
lion; a brave person
/-den/ aşağı(da)
below, down, downstairs
Ayrandan aşağı katık olmaz.
There is no foodstuff lower than ayran.
aşağı yukarı
approximately
Aşağı yukarı on yıl önce oldu.
It happened about ten years ago.
aşağılık herif
a scoundrel, a rotten bastard
aşk
love, passion
aşık
in love, lover
aşkı cismani
sensual love
aşk Eflatunî
Platonic love
Allah aşkına!
My goodness!
Aşkolsun!
1. Well done!
2. Shame on you!
aşık olmak
to fall in love
at
horse
ata binmek
to mount/ride a horse
at yarışı
a horse race
ateş
[a] fire,
a person's temperature
İtfaiyeci ateş söndürür.
A fireman puts out fire.
ateşlemek
to fire [a weapon]
ateş kesmek
[to] cease fire
ateşli silahlar
firearms
ay
month; moon
Ağustos ayı çok sıcaktır.
The month of August is very hot.
Temiz iş altı ayda çıkar.
It takes six months to finish a job decently.
ayak
foot
Onun ayağı kocamandır.
His foot is huge.
ayağa kaldırmak
to upset [a group], to incite
ayağa kalkmak
to stand up, to get to your feet, to recover from illness
ayakkabı
shoe
ayak parmağı
toe
ayakta tedavi
outpatient treatment [at hospital]
ayar
a device for checking accuracy, an adjustment (of time or of a machine)
ayarlamak
to adjust, to arrange
ayarlama
an adjustment
ayarlı bomba
time bomb
ayarsız
out of order, of unknown standard
ayırmak
to separate, to isolate, to divide into parts
ayırtmak
to reserve
aynı
same
aynı şey
the same thing
ayrıntı
a detail
ayrıntılarına inmek
to get down to the details of (something), to begin to look at (something) in detail
az
little
az kalsın
almost, nearly
Az kalsın düşecektim.
I nearly fell.
baba
father
bahşiş
tip, gratuity
Benim babamın adı James'di.
My father's name was James.
babacığım
daddy
baba adam
a wise and kind elderly man
babası tutmak
to become enraged
bahşiş vermek
to tip (a waiter)
bakkal
market, corner store
bakkal defteri gibi
very messily kept
bakmak
to look at, to watch
bakış
(a) glance, look, view
bakış açısı
point of view
Bakalım
Let's see.
Bakar mısın?
Will you come here, please?
bakarak
compared to, compared with
bakarsın
it might be that
Baktım ki kabul etmiyor, hemen çekip gideceğim.
If I see that she's not in agreement, I'll cut it off and leave right away.
balık
fish
Siz balık sever misiniz?
Do you like [to eat] fish.
balık istifi
packed in like sardines
balıkçı
fisherman
balığa çıkmak
to go fishing
balık tutmak
to catch fish or to have a bit of luck
bambaşka kadın...
a completely different woman..
basit
# simple, easy
# simple, unadorned
# low quality
Bu cümle basit bir cümledir.
This sentence is a simple sentence.
baş
head
başlangıç
the start, the beginning, the commencement
başlamak
to start
Toplantı saat onbirde başlar.
The meeting starts at eleven.
başarmak
to succeed
başa geçmek
to take control, come to power
baş ağrısı
a headache
baş başa
face to face
baş köşe
seat of honour
başka
(an)other
-den başka
other than, except for
Tim'den başkası bu işi yapamaz.
This job can only be done by Tim.
batı
west
İzmir Türkiye'nin batısındadır.
Izmir is in the west of Turkey.
bayan
a lady
Bayanlar sevgi dolu olmalıdır.
Women should be filled with love.
bayram
holiday, festival
Çocukluğumdaki bayramlar bambaşkaydı!
In my childhood, holidays were really great!
bebek
baby
Bebek süt içer.
The baby drinks milk.
becerikli
skillful, capable, clever
Ayşe çok beceriklidir.
Ayşe knows what she's doing.
beceriksiz
incompetent
Beceriksiz insanlar beni çok yoruyor.
Incompetent people make me tired.
bedava
free, no charge
beğenmek
to like
Seni beğeniyorum.
I like you.
Beğen beğendiğini.
Choose whichever you like.
Beğenemedin mi?
So you don't approve?
beklemek
to wait [for], to expect
beklenmek
to be expected
beklenmedik
unexpected, we weren't expected
Bu patlama beklenmedik bir olaydır.
This explosion was an unexpected event.
belki
maybe
Belki gelirsin diye çok bekledim.
I waited a long time, thinking that you might come.
Düşünürsen belki başarabilirsin.
If you think [you can do it], maybe you'll be able to succeed.
ben
I
beni
me
benim
my
bana
to me
Bu oyunda ben yokum.
I'm not in this game/play/dance.
benzer
similar to, like
benzerlik
similarity
benzeyiş
resemblance
Bu köşke benzer bir yer ömrümde görmedim.
I've never seen anything like this place [richly decorated house] in my life.
beraber
together
Bizim beraberliğimiz sonsuza kadar sürecek.
Our togetherness will last forever.
beslemek
to feed, to nourish,
to provide for
bey
- a gentleman
- a title meaning 'Mister' ('Mr.')
bay
gentleman
beyaz
white
beyaz eşya
white goods, household appliances
Benim sevgilime beyaz gömlek çok yakışıyor.
A white shirt is very good looking on my boyfriend.
beyaz oy
a vote in favor
bırakmak
to leave [someone or something] [at] [some place]
bırakıntı
leavings, refuse
bırakış
left
bırakma
released
Onu kendi düşünceleriyle yalnız bıraktım.
I left her alone with her thoughts.
biber
pepper
karabiber
black pepper
Duygu baharatlardan en çok karabiberi seviyor.
Of all the spices, Duygu (a female name) likes black pepper the most.
Duygu karabiberi görünce hapşırmaya başlıyor.
whenever Duygu sees black pepper she starts sneezing.
bilmek
to know, to understand
bilgi
information, knowledge
Jonathan bilgisayar kursuna gidiyor.
Jonathan attends a computer course.
bin
one thousand
bine kadar
up to a thousand
Altı yaşındaki Melis bine kadar sayabiliyor.
At age six, Melis [a female name] can count up to a thousand.
bina
a building
binaya kadar
up to the building
Dünya binalarla doldu; artık yeşillik istiyoruz.
The world is full of buildings; we need more greenery now.
binmek
to board (a plane or a boat), to mount (a horse), to get in/on (a vehicle)
Arabaya binecek misin?
Will you get in the car, please?
bindiği dalı kesmek
to cut off the branch one is sitting on
bir
1. the number 'one'
2. the article 'a' or 'an'
3. 'the same'
bir gün
one day
Bir dakika!
Just a minute!
Bir dakika otobüs durağında bekledik.
We [only] waited a minute at the bus stop.
Fikirlerimiz bir.
Our thoughts are the same.
biri
someone, one person
birinden biri
one of them
bir alay
a great quantity, a large number
bir alem
really something, a wonder, amazing
bir bir
one by one
bir çift söz
a little advice, a piece of advice
bir de
as well, and also
biraz
a little, some
biraz önce
just
O biraz önce ne söyledi?
What did she just say?
birlikte
together
birebir
most effective
Aspirin baş ağrıma birebir geldi.
For me, aspirin is the best cure for a headache. [Aspirin is most effective for my headaches.]
erkeklerden biri
one of the men
kalabalıktan biri
one of the crowd
bira
beer
bitmek, bitirmek
to end, to finish, to complete
Program saat kaçta biter?
What time does the program finish?
bitirme
completion
bitirme belgesi
certificate [showing completion of a course]
bitiş
end
bitişik
adjacent, neighboring, next to, on the border of
biz
we
Biz Türkçe öğreniyoruz.
We are learning Turkish.
biz bize
by ourselves, without any strangers about
borç
debt
borç almak
to borrow
Dün arkadaşımdan biraz borç aldım.
I borrowed some money from my friend yesterday.
borç vermek
to lend
borcunu ödemek
to pay one's debt
Bana olan borcunu henüz ödemedi.
She didn't pay me back yet.
boş
empty
Bu boş bir kavanozdur.
This is an empty jar.
Boş ver...
Forget it; never mind; it doesn't matter...
bozuk
broken, spoiled
bozulmak
to be spoiled, ruined, harmed, damaged
bozmak
to spoil, ruin, harm, damage
Bilgisayarım bozuldu.
My computer is broken.
boy
height, length,
edge (of road)
Boyum ona göre çok kısa.
Compared to her, I'm quite short.
boyunca
along
yol boyunca
[whole] length of the road
Yol boyunca beni rahat bırakmadı.
He kept bothering me down the whole length of the street.
böyle
so, thus, in this way, like that
Böyle abuk sabuk konuşması sinirime dokunuyor.
His talking nonsense like that gets on my nerves.
bu
this
Bu konuda diyecek başka bir şey kalmadı.
There's nothing more to say about this subject.
bugün
today
bu arada
meanwhile
burası
this place, here
O Burada ne işin var?
What are you doing here?
burada
at this place, here
bunlar
these
bulmak
to find, to discover
bulunmak
to be found, to be, to have

Add Cards

You must Login or Register to add cards